Bölüm 1: İlk Kıvılcım
Melis, İstanbul’un kalabalık sokaklarında bir kafe işleten, otuzlu yaşlarının başında, keskin zekalı ve kendine güvenen bir kadındı. Uzun siyah saçları, delici ela gözleri ve her zaman dudaklarında taşıdığı alaycı gülümsemesiyle, çevresindeki herkesi etkisi altına alabiliyordu. Ancak Melis’in hayatında eksik bir şey vardı: Tutku. Ta ki o gün, kafesine giren gizemli yabancıyla tanışana kadar.
Kapı zili çaldığında, Melis tezgahın arkasında kahve makinesini temizliyordu. Başını kaldırdığında, karşısında uzun boylu, geniş omuzlu, sakallı bir adam duruyordu. Adamın koyu kahverengi gözleri, Melis’in üzerinde bir an durdu ve sonra bir gülümseme belirdi. 'Bir espresso alabilir miyim, güzel bayan?' dedi, sesi derin ve davetkar.
Melis kaşını kaldırdı, alaycı bir tonla, 'Güzel bayan mı? Daha yaratıcı bir şey bulamadın mı? Burası bir kafe, tatlım, flört kulübü değil.' Adam güldü, ellerini cebine sokarak tezgaha yaklaştı. 'Haklısın, ama bazen bir kahve, bir sohbetin başlangıcı olabilir. Adım Kaan, ya senin?'
Melis, kahveyi hazırlarken gözlerini ondan ayırmadı. 'Melis. Ama sanma ki her gelenle böyle sohbet ederim. Sende bir şey var, Kaan. Tehlikeli bir hava. Yanılıyor muyum?' Kaan’ın gözleri parladı, 'Tehlikeli mi? Belki. Ama asıl tehlike, senin şu keskin dilinde bence. İnsanları böyle mi büyülüyorsun?'
Melis kahveyi tezgaha koyarken hafifçe eğildi, göz göze geldiler. 'Büyülemek mi? Ben sadece dürüstüm. Eğer bir şey istiyorsam, bunu açıkça söylerim. Peki ya sen, Kaan? Sen ne istiyorsun?' Sesi, bir meydan okuma gibiydi. Kaan, kahve fincanını eline alırken parmakları Melis’inkilere hafifçe değdi. Elektrik gibi bir his geçti aralarından. 'Sanırım ne istediğimi biliyorsun,' dedi, sesi alçak ve baştan çıkarıcı.
Melis’in kalbi hızlandı, ama kontrolü elden bırakmadı. 'Belki biliyorum, belki bilmiyorum. Ama şunu söyleyeyim, ben kolay lokma değilim. Eğer bir şey istiyorsan, bunu hak etmen gerekir.' Kaan gülümsedi, gözlerinde bir ateş yanıyordu. 'Hak etmek mi? O zaman bu oyunu oynamaya hazırım, Melis.'
Kafe kapanış saatine yaklaşırken, Melis ve Kaan arasındaki gerilim artmıştı. Son müşteriler de gittikten sonra, Melis kapıyı kilitledi ve Kaan’a döndü. 'Hala buradasın. Gerçekten cesur musun, yoksa sadece blöf mü yapıyorsun?' Kaan, sandalyesinden kalktı ve yavaşça ona yaklaştı. 'Blöf mü? Seni gördüğüm anda, bu gece başka bir yere gitmeyeceğimi biliyordum.'
Melis’in nefesi hızlandı, ama geri adım atmadı. Kaan’ın kokusu, erkekliğin ve arzunun karışımı, başını döndürüyordu. 'O zaman ne bekliyorsun?' dedi, sesi meydan okuyordu. Kaan bir adım daha attı, aralarındaki mesafe kapanırken ellerini Melis’in beline koydu. 'Seni,' diye fısıldadı, dudakları Melis’inkilere milimlerce uzaktayken. Melis’in içi titriyordu, ama o da eğildi, dudakları neredeyse değecekken, 'Beni yakalamak kolay değil,' diye alay etti.
Ve o an, her şey patladı. Kaan’ın dudakları Melis’inkilere yapıştı, öpücükleri sert ve açgözlüydü. Melis, onun göğsüne ellerini koyarak karşılık verdi, kontrolü elinde tutmak istercesine. Aralarındaki ateş, kafenin loş ışığında daha da alevleniyordu. Bir sonraki adımın ne olacağını ikisi de biliyordu, ve bu sadece bir başlangıçtı.
Want to know how it ends?
This is just the opening chapter. Continue the saga — or write a steamy tale starring you.